
Aynı köpek.
Bu söz, Barış’ın içinde hâlâ sese dönüşmemişti.
Zelve’nin çökmüş mağara geçidinden çıkınca ışık birden genişledi. Dar bir yerden dışarı çıktığı için mi, gökyüzü her zamankinden daha yüksek görünüyordu. Kaya duvarlarındaki sayısız boşluk, sanki birilerinin gözü gibi ona bakıyordu.
Rüzgâr vardı, ama ses azdı.
Meydan gibi açılan yerin ortasında köpek duruyordu.
Love Valley’de gördüğü köpek.
Peri bacalarının arasında kaçmayan köpek.
Karanlık geçidin sonunda duran köpek.
Hepsi aynı bedende üst üste biniyordu.
Barış kıpırdayamadı.

Köpek, dün olduğu gibi sakindi. Havlamıyordu. Yaklaşmıyordu. Kaçmıyordu. Sadece oradaydı; Barış’ın fark etmesini bekliyor gibiydi.
Başka bir köpek olabilir, diye düşünebilirdi.
Kapadokya’da köpek çoktu. Birbirine benzeyen köpekler de vardı. İnsan hafızası, huzursuz olunca kolayca şekil değiştirirdi.
Ama gözleri aynıydı.
Bedeninin büyüklüğü değil.
Tüylerinin rengi değil.
Duruşu da değil.
Gözleriydi.

Barış’ı suçlamayan, teselli etmeyen, sadece içinin derinine sessizce bakan o gözler.
Onları gördüğü anda, inkâr edecek kelimeler yavaş yavaş gücünü kaybetti.
Meydanın kenarında yıkılmaya yüz tutmuş kaya evleri sıralanıyordu. Bir zamanlar insanların yaşadığı, dua ettiği, yemek yediği, uyuduğu yerler. Şimdi geriye yalnızca boş odalar kalmıştı.
İnsanlar gittikten sonra, mekân her şeyi unutmaz.
Dünkü yaşlı adamın sözü geri geldi.
Bu vadi, insanların geride bıraktığı şeyleri iyi hatırlar.
Barış bu sözü ilk kez gerçekten korkutucu buldu.
Köpek bir adım attı.
Hareketi normaldi.
Sesi de normaldi.
Kuru kuma basan sesi hemen kulağına ulaştı.
Bu yüzden daha da ürkütücüydü.
Az önceki kayma yok olmuş değildi.
Sanki kaymış bir dünyanın içine, birden sıradanlık geri dönmüştü.
Normal olanla tuhaf olan aynı yerde yan yana duruyordu.
En anlaşılmaz olan buydu.
“…Aynı mı?”
Barış bunu alçak sesle mırıldandı.
Köpek cevap vermedi.
Ama yalnızca kulağı hafifçe oynadı.
O küçük tepki bile Barış’ın kalbini sertçe çarptırdı.
Duyuyor.
Biliyor.
Böyle düşünmekten korktu.
Ama artık bütünüyle inkâr edemiyordu.
Barış yavaşça etrafına baktı.
Meydanda birkaç turist vardı. Fotoğraf çeken biri. Duvara bakan biri. Çocuğunun elinden tutan bir anne. Kimse köpeği umursamıyordu.

Muhtemelen görmüyor değillerdi.
Sadece onlar için manzaranın bir parçasıydı.
Ama Barış için öyle değildi.
Bu köpek manzara değildi.
Bir olaydı.
Ve olaylar insanı değiştirir.
Babasının yokluğu da öyleydi.
Evde babasının olmaması sadece bir gerçek değildi. Annesinin sessizliğini değiştirmişti. Deniz’in sözlerini değiştirmişti. Barış’ın yürüyüşünü bile değiştirmişti.
Bu köpek de öyle olabilir miydi?
Ortaya çıktığı için bir şeyler değişmiyordu belki.
Belki de bir şeyler çoktan değişmeye başladığı için ortaya çıkıyordu.
Barış bu düşünceyi hemen atamadı.
Köpek başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Bu kez bakışını kaçırmadı.
Korku hâlâ oradaydı.
Ama içinde başka bir şey de vardı.
Kabul etmek istemediği bir kesinlik.
Ve emin olmak isteyen zayıf bir arzu.
Köpek yavaşça meydanın arkasına doğru yürüdü.
Orada Zelve’nin eski kaya duvarı vardı; üzerinde küçük, karanlık oyuklar açılmıştı. Köpek onlardan birinin önünde durdu.
Barış yaklaşmadı.
Henüz yaklaşamıyordu.
Ayakları olduğu yerde kalmıştı ama göğsü sanki ondan önce ilerliyordu.
Aynı köpek.
Bu kez içinden açıkça böyle geçti.
O anda korkudan önce, sessiz bir acı geldi.
Neden ben?
Neden şimdi?
Babamın hatırası yaklaştıkça neden bu köpek de yaklaşıyor?
Henüz cevap yoktu.
Köpek karanlık oyuğun önünde durup Barış’a bakıyordu.
Sanki bir şeyi gösteriyor gibiydi.
Ama bu bir emir değildi.
Sadece beklemek de değildi.
Barış kendi seçimini yapana kadar orada duracakmış gibi görünüyordu.
Rüzgâr meydandan geçti.
İnce kumlar ayaklarının dibinde aktı, köpeğin gölgesi kaya duvarına solukça uzandı.

O gölgeyi görünce Barış birden fark etti.
Bu gölgeyi bir yerde görmüştü.
Göreme’nin alacakaranlığında.
Love Valley’nin girişinde.
Zelve’nin karanlık geçidinde.
Yerler farklıydı.
Zaman da farklıydı.
Ama gölgenin biçimi aynıydı.
Barış nefes aldı.
Artık tesadüf kelimesi yetmiyordu.
Köpek bir kez karanlık oyuğun içine baktı.
Sonra yine Barış’a.
O bakışın kelimesiz olması, Barış’ı biraz rahatlattı.
Kelimeler olsaydı, büyük ihtimalle kaçardı.
Ama sessizlik olduğu için hâlâ durabiliyordu.
Barış bir adım attı.
Köpekle arasındaki mesafe çok az kısaldı.
Köpek kaçmadı.
Orada bekledi.
O sessizliğin içinde Barış ilk kez şunu düşündü.
Bu köpek onun peşinden gelmiyordu.
Belki de Barış’ın kendisine yetişmesini bekliyordu.

