
Aynı köpek olduğunu kabul ettikten sonra bile, içi hiç hafiflemedi.
Barış, Zelve meydanından çıkıp vadinin çıkışına doğru yürüyordu. Hava aydınlıktı. Rüzgâr da sakindi. Ama yalnızca göğsünün içi yerinde durmuyordu.
Köpek biraz ileride yürüyordu.
Ne çok yakın.
Ne çok uzak.
Barış durunca o da duruyor, Barış yürüyünce o da yürüyordu.
Bu mesafe artık korkutucuydu.
Kaçmıyordu.
Çağırmıyordu da.
Sadece bekliyordu.
Bu his, Barış’ın içini sessizce sarsıyordu.
Zelve’nin çıkışına yakın yerde yıkılmış kaya duvarları ve dar bir yol uzanıyordu. Eski mağara boşluklarından rüzgâr geçiyor, kuru otlar alçaktan hışırdıyordu. Uzakta turist sesleri vardı ama burası sanki biraz ayrılmıştı.
Barış durdu.
Köpek de durdu.
Dönmedi.
Yine de Barış’ın durduğunu biliyor gibiydi.
“Neden böyle?”
Alçak sesle söyledi.
Köpek cevap vermedi.
Ama sessizlik geri döndü.
O sessizliğin içinde Barış babasını düşündü. Babası gittikten sonra evde kalan sessizliği. Annesinin konuşmadığı zamanları. Deniz’in öfkeyle doldurmaya çalıştığı boşluğu.
Kimse ona cevap vermemişti.
Ama cevapsızlık, hep evin içindeydi.
Köpeğin sessizliği buna benziyordu.
Yalnız bir farkla.
Bu sessizlik onu ezmiyor, sanki ileri bakmaya zorluyordu.
Korkuyordu.
Yine de bilmek istiyordu.
Geri dönmek istiyordu.
Yine de artık geri dönemiyordu.
İçinde iki duygu birbirine çarpıyordu.
Barış köpeğe baktı.
Aynı köpekti.
Bunu artık kabul etmişti.
Ama sonrasını hâlâ kabul edemiyordu.
Bu köpek onu bir yere mi götürüyordu?
Babasıyla bir ilgisi mi vardı?
Yoksa anlamı fazla isteyen kendisi miydi?
Düşündükçe göğsü daraldı.
O sırada köpek yavaşça döndü.

Göz göze geldiler.
Barış istemeden nefesini tuttu.
O bakışta acele ettiren bir güç yoktu.
Sadece bekliyordu.
Barış kaçarsa, öyle de olur.
İlerlerse, öyle de.
Böyle görünüyordu.
En zor olan da buydu.
Emredilse karşı koyabilirdi.
Kovalansa kaçabilirdi.
Ama beklenince, insan kendi seçmek zorunda kalır.
Barış ayaklarının dibindeki taşa baktı.
Küçük bir taş rüzgârla biraz kıpırdadı.
Sadece buydu.
Ama nedense içinde kaldı.
İnsan, kendi seçtiği yolun önünde kimseyi suçlayamaz.
Babası da bir şey mi seçmişti?
Annesi bunu biliyor muydu?
Deniz aslında neye kızıyordu?
Her soru arttıkça, köpeğin varlığı uzaklaşmıyor, daha da yaklaşıyordu.
Barış bir adım attı.
Köpek kıpırdamadı.
Bir adım daha.
Köpek hâlâ bekliyordu.
Mesafe kısaldı.
Ama yaklaştıkça, içi daha çok sarsıldı.
Yaklaşmak mı istiyordu?
Yoksa yaklaşmamak mı?
Kendisi de bilmiyordu.
Köpek, Zelve’nin çıkışına uzanan dar yolun önünde duruyordu. Yol biraz daha dardı, kaya gölgesi üstüne düşmüştü. Aydınlıktan karanlığa giren bir yol gibiydi.

Barış o yola baktı.
Ayağı durdu.
Bedeni ileri gitmeyi reddediyordu.
Ama içinin bir yeri çoktan köpeğin peşinden gitmişti.
Bu kayma onu acıtıyordu.
“Ben neden korkuyorum?”
Bunu söylediği anda, cevap biraz göründü.
Köpekten değil.
Anlayamamaktan da değil.
Asıl korktuğu şey, anlamaktı.
Babasının neden kaybolduğunu.
Annesinin neden sustuğunu.
Kendisinin neyden kaçtığını.
Bunlar yavaş yavaş görünürse, artık eski hâline dönemeyecekti.
Köpek sessizce duruyordu.
Bir şey söylemeden, bir şey istemeden.
Sadece orada.
Barış, onun varlığına biraz öfkelendi.
Aynı anda, onu biraz kurtarıcı gibi de hissetti.
Kimse ona cevap dayatmıyordu.
Ama biri, onun bakmamayı seçtiği şeyin önünde sessizce duruyordu.
Bazen insanın kaçamaması için bu yeter.
Rüzgâr vadinin çıkışından geçti.
Köpeğin tüyleri hafifçe oynadı.
O an Barış’ın içinde bir şey kırılmadı.
Sadece sıkıca bağlanmış bir düğüm biraz gevşedi.
Bir adım daha attı.
Köpekle arasındaki mesafe yeniden kısaldı.
Köpek kaçmadı.
Ama yaklaşmadı da.
Barış’ın kendi gelmesini bekliyordu.
Bu sessizlik, acıtacak kadar derindi.
Barış dar yolun girişinde durdu.
Köpek öte taraftaydı.
Gidebilirdi.
Ama gidemiyordu.

İlerlemek istiyordu.
Ama ayakları duruyordu.
Bu çelişkinin içinde, Barış ilk kez kalbinin gerçekten sarsıldığını kabul etti.
Tam o anda köpek karanlık yola bir adım attı.
Hâlâ görünüyordu.
Ama biraz daha ilerlerse kaya gölgesine karışacaktı.
Barış nefes aldı.
Peşinden gitmezse kaybedecekti.
Peşinden giderse dönemeyecekti.
Köpek son kez döndü.
Bakışı cevap vermedi.
Sadece bir soru bıraktı.
Barış kıpırdayamadı.
Yalnızca ayaklarının dibindeki gölge, yavaş yavaş dar yola doğru uzanıyordu.


