Bölüm 35 — Anlaşılamayan köpek | Zelve harabelerinde çözülmeye başlayan Kapadokya gerçeği

Barış watching Noah enter a dark passage in the abandoned ruins of Zelve, Cappadocia

Bir şeyi anlamaya çalıştığı anda, sanki başka bir şey çözülmeye başlamıştı.

Barış, köpeğin ardından Zelve’ye doğru yürüyordu. Love Valley’nin açık alanından çıkınca manzaranın rengi biraz değişti. Az önce beyaz ve aydınlık duran kayalar, eski bir yara gibi gölgelenmişti; mağara boşlukları uzaktan bile siyah görünüyordu.

İnsanların bir zamanlar yaşadığı yer.

Ama şimdi kimsenin olmadığı yer.

Sadece bu düşünce bile havayı ağırlaştırıyordu.

Barış standing alone in the abandoned stone courtyard of Zelve
The silence felt older than the ruins.

Köpek önden yürüyordu.

Ne hızlıydı, ne yavaş.

Barış durunca, köpek biraz ileride duruyordu. Barış yürüyünce, o da yürüyordu.

Emretmiyordu.

Bekliyor da değildi.

Yine de Barış’ın adımlarını biliyormuş gibiydi.

Zelve harabelerine girince ayak sesleri değişti.

Kuru toprak sesi değil, taşın içine çekilen daha boğuk bir ses oldu. Duvarlardaki boşluklardan rüzgâr geçiyor, ince ve alçak bir uğultu bırakıyordu. Eski kaya evlerinin girişlerinde, bir zamanlar yaşanmış hayatların yalnızca çizgileri kalmıştı.

Ocak izleri.

Oyulmuş duvarlar.

Küçük pencere boşlukları.

Burada yaşayan insanlar ne görmüş, ne bırakıp gitmişti?

Abandoned cave room in Zelve with light entering through a stone opening
The room was empty, yet something remained.

Barış fark etmeden durdu.

Köpek de durdu.

Dönmedi.

Sadece durdu.

Bunu da anlayamıyordu.

Tesadüfse neden bu kadar uyuyordu?

Bir alışkanlıksa neden yalnızca ona yöneliyordu?

Yanılsamaysa neden buraya kadar sürüyordu?

Barış nefes verdi.

“Açıklanabilir olmalı.”

Bunu alçak sesle söyledi.

Söylemezse, ayaklarının altı çökecek gibiydi.

Köpek harabelerin içine doğru ilerledi.

Barış da peşinden gitti.

Eski bir odanın içine girince dışarıdaki ışık birden zayıfladı. Duvara dokunduğunda taş soğuktu. Uzun bir zamanı içine çekmiş gibi bir soğukluk.

Odada hiçbir şey yoktu.

Olmaması gerekiyordu.

Ama köpek odanın ortasında durdu ve gözlerini yere dikti.

Noah standing quietly inside an abandoned cave room in Zelve
The room was empty, but the silence was not.

Barış yaklaştı.

Yerde sadece kum ve küçük taşlar vardı.

“Hiçbir şey yok.”

Bunu söyledi.

Ama köpek kıpırdamadı.

Barış çömeldi, parmak uçlarıyla kumu kenara itti.

Barış touching a faint mark in the dust inside an abandoned cave dwelling in Zelve
A quiet trace waiting beneath the dust.

Küçük bir çizgi ortaya çıktı.

Doğal bir çatlak olabilirdi.

Birinin çok eskiden bıraktığı iz de.

Belki hiçbir anlamı yoktu.

Yine de o çizgi, nedense babasının eski defterindeki tuhaf işarete benziyordu.

Benziyor.

Bunu düşündüğü anda kalbi sertçe vurdu.

Hayır.

Sadece benziyor.

İnsan huzursuz olunca her şeyi birbirine bağlar.

Baba.

Köpek.

Kapadokya.

Eski izler.

Hepsini tek bir anlama çevirmek ister.

Ama belki de hiçbir anlam yoktu.

Buna inanmak istedi.

Barış ayağa kalktı.

Köpek sessizce ona bakıyordu.

Yine göz göze geldiler.

Dünkü gibi bir sarsıntı değildi bu.

Ama sessizlik daha da derinleşmişti.

Sanki köpek, Barış’ın o çizgiyi göreceğini başından beri biliyordu.

“Beni buraya sen mi getirdin?”

Bunu söylediği anda kendi sözünden ürperdi.

Bir köpeğin insanı bir yere götürmesi.

Bunu gerçekten düşünmesi korkutucuydu.

Barış başını salladı.

Hayır.

Bu tesadüf.

Ama tesadüf olamayacak kadar çok şey üst üste geliyordu.

Kuruntu olamayacak kadar uzun sürüyordu.

Anlamaya çalıştıkça, geriye yalnızca anlaşılamayan şey kalıyordu.

Dışarıdan çocuk sesleri geldi.

Turist bir aile olmalıydı. Gülüşler yaklaştı, sonra hemen uzaklaştı. Sesler normaldi. Fazla normal. Barış bir an için buna tutundu.

Dünya hâlâ dağılmamıştı.

Belki dağılan yalnızca kendi algısıydı.

O sırada köpek odanın arkasına yürüdü.

Karanlık bir geçidin önünde durdu.

Sonra bir kez döndü.

Barış kıpırdamadı.

Giderse daha da anlayamayacaktı.

Dönerse, belki gördüğünü unutabilirdi.

Ama artık tamamen geri dönemeyeceğini de biliyordu.

Yerdeki çizgi.

Köpeğin bakışı.

Babasının defterindeki hatıra.

Hepsi birbirinden kopuk olmalıydı.

Ama göğsünün içinde aynı yöne bakmaya başlamışlardı.

Barış gözlerini kapattı.

Kısa bir an, dua eder gibi nefesini düzenledi.

Bir cevap istemiyordu.

Sadece korkuya kapılıp gitmemek için.

Gözlerini açtığında köpek hâlâ oradaydı.

Kaçmıyordu.

Bekliyordu.

Ama fazla yaklaşmıyordu.

Barış bir adım attı.

Taş odada ayak sesi küçükçe yankılandı.

Ses kendi sesi değilmiş gibi geldi.

Köpek karanlık geçide girdi.

Barış girişte durdu.

Noah standing in a dark corridor of an abandoned cave dwelling in Zelve
He did not call. He only waited.

İçerisi, dışarıdan göründüğünden çok daha karanlıktı.

Rüzgârın sesi bile farklı geliyordu.

Sanki derinlerde biri sessizce nefes alıyordu.

Anlayamıyorum.

Bu söz, ilk kez korku gibi değil, bir yol gibi geldi.

Barış karanlık geçide baktı.

Ve köpeğin bedeni karanlığın içinde kaybolmak üzereyken, bunu fark etti.

Artık yalnızca o köpeğin peşinden gitmiyordu.

Babasının bırakmış olabileceği sessizliğin içine adım atmak üzereydi。

Yolculuğa Devam Et
Önceki Bölümü Oku Sonraki Bölümü Oku
Bölüm Listesi Ana Sayfaya Dön
Barış watching Noah enter a dark passage in the abandoned ruins of Zelve, Cappadocia

この記事が気に入ったら
フォローしてね!

  • URLをコピーしました!
  • URLをコピーしました!
Contents