Ses, sanki biraz geç ulaştı.
Barış, Zelve’nin çökmüş mağara geçidinde duruyordu. Az önce duyduğu turist sesleri artık uzaklarda kaybolmuştu. Sadece rüzgâr, delikli kayaların arasından geçiyor; ince, kısık bir ses bırakıyordu.
Köpek öndeydi.
Karanlık geçidin içinde durmuştu.
Aralarındaki mesafe çok fazla olmamalıydı. Elini uzatsa dokunacak kadar yakın değildi, ama koşsa hemen yetişebilirdi.
Öyle görünüyordu.
Ama bir adım attığı anda, mesafe duygusu dağıldı.
Yakın olmalıydı, ama uzaktı.
Uzak olmalıydı, ama gözleriyle karşılaşıyordu.
Barış durdu.
Elini taş duvara koyduğunda, soğukluk parmak uçlarına geç ulaştı. Sanki bedeni bile bu yerin zamanından biraz geride kalmıştı.

“Burası… ne böyle?”
Sesi geçidin içine çekildi.
Geri dönmesi gereken yankı dönmedi.
Hayır, biraz sonra, alçak bir tonla geri geldi.
Kendi sesiydi, ama kendisine ait değilmiş gibi duyuldu.
Köpek kıpırdamadı.
Sanki Barış’ın bu tuhaflığı fark etmesini bekliyordu.
Duvarlarda eski oyma izleri vardı. İnsan eliyle açılmış odalar. İnsan eliyle yapılmış geçitler. Bir zamanlar birileri burada uyumuş, ateş yakmış, ailesiyle yaşamıştı.
Şimdi hiçbir şey yoktu.
Ama bazen hiçbir şey olmayan yerlerde, daha çok şey kalır.
Barış, otuz beşinci bölümde gördüğü yerdeki çizgiyi hatırladı.
Babasının defterindeki işarete benzediğini sandığı çizgi.
Kendi kendine kuruntu olduğunu söylemişti.
Ama kuruntuysa, neden göğsünde kalıyordu?
Geçidin ilerisinde köpek bir adım attı.
Ayak sesi duyulmadı.
Görünüyordu, ama sesi yoktu.
Barış nefesini tuttu.
Normalde tırnakların taşa değen küçük sesi duyulmalıydı. Kumun kıpırdaması bile olurdu. Bir şey olmalıydı.
Ama hiçbir şey yoktu.
Bunun yerine, biraz geç, başka bir yerden küçük bir taşın düşme sesi geldi.
Arkadan mı?
Önden mi?
Yukarıdan mı?
Bilemedi.
Barış arkasına döndü.
Kimse yoktu.

Geri dönüş yolu görünüyordu. Dışarıdaki ışık da az da olsa seçiliyordu. Kaçmak istese kaçabilirdi.
Ama ayakları kıpırdamadı.
Korktuğu için değil.
Sadece korku olsaydı dönebilirdi.
Onu orada tutan şey daha zordu.
Emin olmak istiyordu.
Anlamadan uzaklaşamaz hâle gelmişti.
Köpek biraz daha ilerledi.
Bu kez ses geldi.
Kuru taşa basan kısa bir ses.
Ama ses, köpeğin hareketinden önce duyulmuş gibiydi.
Barış’ın sırtından soğuk bir şey geçti.
Sıra yanlıştı.
Ses önce, hareket sonra.
Hatıra önce, olay sonra.
Belki babası konusunda da böyleydi.
Babasını tanımıyordu, ama yokluğunu hep biliyordu.
Önce yokluk vardı.
Nedenler sonradan yetişmeye çalışıyordu.
Barış gözlerini kapattı.
Birkaç saniyeliğine.
Karanlık, göz kapaklarının ardında daha da koyulaştı.
Gözlerini açtığında köpek az öncekinden daha yakındı.
O mu yaklaşmıştı?
Kendisi mi ilerlemişti?
Bilmiyordu.
Barış ayaklarına baktı.
Ayakkabılarının yeri değişmemişti.
Ama köpekle arasındaki mesafe değişmişti.
“Yapma.”
Ağzından birden çıktı.
Köpek kıpırdamadı.
Gözleri suçlamıyordu. Çağırmıyordu da.
Sadece oradaydı.

Barış duvara yaslandı.
Nefesi sığlaşmıştı.
Burada olan şeyi kelimeye dökemiyordu.
Mesafe.
Ses.
Zaman.
Hatıra.
Her şey, yavaş yavaş yerinden kayıyordu.
Ve garip olan, bu kaymanın yalnızca buraya ait olmamasıydı.
Sanki uzun zamandır kendi içinde de vardı.
Babasını düşündüğünde.
Annesinin sessizliğini hatırladığında.
Deniz’in öfkesiyle yüzleşemediğinde.
Hep biraz geç fark etmişti.
Önemli olanı.
Acıyı.
Birinin sessizliğini.
Köpek yavaşça başını çevirdi.
Geçidin sonunda, çökmüş mağaranın çıkışı vardı. Işık eğik düşüyor, ince kumlar havada sessizce süzülüyordu.
Barış o ışığa baktı.
Dışarı çıkabilirdi.
Ama dışarı çıksa da bu duygu kaybolmayacak gibiydi.
Köpek çıkışın önünde durdu.

Ve ilk kez, açıkça Barış’a baktı.
O anda Barış fark etti.
Bu köpeği ilk kez görüyormuş gibi değildi.
Love Valley’de gördüğü köpek.
Zelve’de gördüğü köpek.
Göreme’de uzakta beliren gölge.
Bunların aynı olduğunu hâlâ kesin söyleyemezdi.
Ama göğsünün içi cevabı daha önce biliyordu.
Aynı olabilir. Bunu düşündüğü anda, köpeğin gölgesi ışığın içinde uzadı.
O gölge sıradan bir köpek gölgesine benzemiyordu.
Sanki birinin bıraktığı yol işareti gibi, çökmüş geçidin ilerisine doğru uzanıyordu.
Barış bir adım attı.
Bu kez kendi ayak sesini hemen duydu.
Sırf bu bile biraz rahatlattı.
Ama rahatlık uzun sürmedi.
Köpek, çıkıştaki ışığın içindeydi.
Ve duruşunu gördüğü anda, Barış’ın içinde bir cümle sessizce belirdi.
Aynı köpek.
Bunu hâlâ kabul etmek istemiyordu.
Ama artık yalnızca inkâr etmek yetmiyordu.

