Yeraltında, sessizliğin bile bir ağırlığı vardı.
Barış parmaklarını duvardaki dar aralıktan çekemeden, karanlık geçidin içine baktı.
Az önce kıpırdayan gölge artık yoktu.
Ama kaybolduğunu da düşünemiyordu.
Bir şey vardı.
En azından… öyle hissettiren bir şey.
Yukarıda olsa, rüzgâr der geçerdi.
Bir kuşun gölgesi.
Birinin ayak sesi.
Uzak bir ses.
Ama burada rüzgâr yoktu.
Derinkuyu, dışarıyı kesip atıyordu.
Taş duvarlar soğuktu.
Geçit insan bedeninden biraz daha dardı.
Tavan alçaktı.
Her nefeste, hava göğsünün içinde sürtünüyordu.
Barış avucundaki küçük parçaya baktı.
Duvarın arasından çıkardığı şeydi.
Kâğıt değildi.
Bez de değil.
Kuru bir deri gibi…
Ya da eski bir tahta parçası gibi.

Kenarı kırılmıştı.
Üzerine toprak sinmişti.
Üzerinde yazı yoktu.
Ama sıradan da değildi.
Onu avucunda tutarak yavaşça geçide çıktı.
Turist sesleri artık neredeyse yoktu.
Az önce duyduğu rehberin sesi de…
Gülüşler de…
Ayak sesleri de.
Burası bu kadar sessiz olabilir miydi.
Barış durdu.
Yeraltı şehrinde yalnız.

Bunu düşündüğü anda, sırtının içi üşüdü.
Ama gerçekten yalnız mıydı.
Bu soru aklına düştüğü anda, ileride küçük bir taş yuvarlandı.
Kısa, kuru bir ses.
Barış başını kaldırdı.
“Kimse var mı?”
Söylediği anda, ses kendisine ait değilmiş gibi geldi.
Duvara çarptı.
Kıvrıldı.
İncelip geri döndü.
Cevap yoktu.
Barış bir adım attı.
Kendi adımı fazla yüksek geldi.
Ayakkabısının sesi, sanki arkasından gelen başka birinin adımı gibi yankılandı.
Geçit sağa kıvrılıyordu.
Dün oraya gitmemişti.
Önceki işaretin yanındaki kısa çizgi…
Sanki burayı gösteriyor gibiydi.
Tesadüf.
Öyle düşündü.
Ama yeraltında, bu kelime çok hafif kalıyordu.
Barış sağa döndü.
Daha dar bir geçit vardı.
İki kişinin yan yana geçmesi bile zor.
Duvarlarda eski is izleri.
Tavanın alçak yerlerinde, yıllarca omuz sürtmüş gibi yuvarlanmış taş.
Birileri burada yürümüştü.
Saklanmak için.
Korunmak için.
Hayatta kalmak için.
O zaman… babası da burada mıydı.
Bu düşünce gelince, avucundaki parça ağırlaştı.
Babası burada ne gördü.
Neyi sakladı.
Yoksa… ne bırakmak istedi.
Düşündükçe, babasının şekli bulanıklaştı.
Evdeki adamla…
Bu karanlıkta duran adam…
Aynı kişi gibi görünmüyordu.
Sadece güzel hatıralar yetmiyordu.
Sadece sessizlik de.
Babası… yavaş yavaş başka birine dönüşüyordu.
Tam o anda—
Arkadan bir adım sesi geldi.
Barış döndü.
Kimse yoktu.
Geçit boştu.
Sadece geldiği yol karanlıkta uzanıyordu.
Ama sesi duymuştu.
Bir adım.

İnsan gibi değildi.
Ayakkabı sesi de değildi.
Daha yumuşak.
Daha alçak.
Boğazı hafifçe gerildi.
O köpek.
Ama ses etmedi.
Adını koymaması gerektiğini düşündü.
Henüz değil.
Barış tekrar önüne baktı.
İleri mi.
Geri mi.
Geri dönse, yüzeye çıkar.
Işık var.
İnsanlar var.
Hiçbir şey olmamış gibi yapabilir.
Ama ilerlerse—
Babaya giden bir şey olabilir.
Ve o şeyin yanında… o varlık.
Barış avucundaki parçayı sıktı.
Soğuktu.
Ama bir an…
Hafif bir sıcaklık varmış gibi geldi.
Bu daha korkutucuydu.
Parça ısınmıyordu.
Kendi eli titriyordu.
Öyle olması gerekiyordu.
Ama öyle hissettirmedi.
Yeraltında, mantık yavaş yavaş çekiliyordu.
Barış bir adım daha attı.
İleride küçük bir boşluk açıldı.
Oda değil.
Sadece biraz genişleyen bir yer.

Orada, yuvarlak bir taş duruyordu.
Eski bir kapı gibi.
Geçitleri kapatmak için kullanılan taşlardan.
Koruyan taş.
Kapanan taş.
Saklayan taş.
Barış önünde durdu.
Taşın altında ince bir iz vardı.
Öncekiler kadar net değil.
Ama yine—
Üç kısa çizgi.
Sığ.
Nefesi kesildi.
Yine.
Aynı değil.
Ama benziyor.
Diz çökmeye yeltendi.
Vazgeçti.
Tam o anda, arkadan yine ses geldi.
Bu kez daha netti.
Adım değil.
Taşa değen tırnak sesi.
Bir kez.
Sonra bir kez daha.
Yakın.
Barış yavaşça döndü.
Hiçbir şey yoktu.
Ama karanlığın alçak bir yerinde…
Bir şey nefes almış gibiydi.

Ses yoktu.
Görüntü yoktu.
Sadece hava değişmişti.
Barış konuşamadı.
Burada kimse olmaması gerekiyordu.
Haritada yok.
Levhalarda yok.
İnsan sesi yok.
Ama burası boş değildi.
Bunu hissettiği anda, avucundaki parça hafifçe kaydı.
Düşmedi.
Sadece… parmaklarının içinde yer değiştirdi.
Küçük bir hareketti.
Ama yetti.
Barış’ın içinde bir şey netleşti.
Bu… götürülecek bir şey değil.
Burada bulunan şey, burada bir şeyi gösteriyor.
Barış taşın önünde durdu.
Geçidin karanlığına baktı.
Karanlık cevap vermedi.
Ama sessizliğin içinde bir şey vardı.
Kimsenin olmaması gereken bir yerde—
Bir şey… Barış’ın bir sonraki adımını bekliyordu.

