Sabah ışığı her zamanki gibi aynı açıdan içeri süzülüyordu。
Pencerenin dışındaki şehir henüz tam uyanmamıştı。 Uzaktan ekmek kokusu geliyordu, arada bir geçen arabaların sesi duyuluyordu。
Burası Ankara’ydı。
Kalabalık ama bir o kadar da sessiz。 Garip bir şehir。

Barış perdeyi biraz araladı。
Işık yere doğru uzandı。
Sadece o ışığa baktı。
Bir şey eksikti—
Bu his yıllardır içindeydi。
Nedenini bilmiyordu。
Ama bir yerde, bir şeyler yerli yerine oturmuyordu。
Oda sessizdi。
Öyle sessizdi ki, bazen kendi varlığı bile bulanıklaşıyordu。
“……Bugün de aynı mı。”
Alçak bir sesle söyledi。
Sesi duvara çarpıp kayboldu。
Kahvaltı masasında annesi Emine her zamanki yerindeydi。
Sadece ekmek kesme sesi vardı。
“Kalktın demek。”
Bunu söyledi。
Devamı gelmedi。
Bu evde sözler azdı。
Gerekli olan söylenir、gerisi sessizliğe bırakılırdı。
Babası da öyleydi。
—ya da daha doğrusu、hiç konuşulmayan bir şeydi。
Barış oturdu。
Ekmekten bir parça koparıp ağzına attı。
Sıcak olması gerekiyordu。
Ama hiçbir şey hissetmedi。
Bir an、uzak bir anının içinden birinin sırtı geçti sanki。
Hiç dönüp bakmayan bir sırt。
Nedense sadece o kalmıştı。

“……Anne。”
Biraz durduktan sonra söyledi。
“Babam… nasıldı?”
Bıçağın hareketi bir an durdu。
Bu yeterliydi。
Bu evde、bu bir cevaptı。
Emine ekmeği yavaşça tabağa bıraktı。
Barış’a bakmadan konuştu。
“……Eskide kaldı。”
Bu sözle birlikte、göğsünün içinde hafif bir dalgalanma oldu。
Neden kimse anlatmıyor diye düşünecek gibi oldu。
Ama hemen o düşünceyi bastırdı。
Devamı gelmedi。
Dışarı çıktığında hava hafif serindi。
Ankara sabahı düşündüğünden daha sakindi。
Uzakta tepeler、eski taş duvarlar、yavaş yavaş hareketlenen insanlar。
Barış her zamanki yolu yürüdü。
Defalarca geçtiği yol。
Değişmemesi gereken yol。
Ama bugün、küçük bir tuhaflık vardı。

Rüzgâr farklıydı。
Ne güçlüydü、ne zayıf。
Ama sanki içinde bir yön vardı。
Rüzgâr sırtına dokundu。
—biri itmiş gibi。
Barış durdu。
Arkasına baktı。
Kimse yoktu。
Sadece rüzgâr geçip gidiyordu。
“……Kuruntu。”
Böyle söyledi。
Ama içinde küçük bir şey takılı kaldı。
Yürümeye devam edince eski bir binanın önüne geldi。
Defalarca gördüğü bir yer。
Ama bugün、nedense durdu。
Kapının arkasında bir şey varmış gibi geldi。
Sebebi yoktu。
Sadece öyle hissetti。
Barış elini yavaşça uzattı。
Tam dokunacakken durdu。
“……Ne yapıyorum ben。”
Hafifçe gülümsedi。
Bunun bir anlamı yoktu。
Bunu biliyordu。
Yine de—
Elini çekemedi。
Rüzgâr tekrar esti。
Bu kez biraz daha güçlü。
Sırtını itiyordu。
O anda Barış’ın içinde bir şey yer değiştirdi。
Çok küçük bir şeydi。
Ama… başlangıç gibi。
Henüz hiçbir şey olmamıştı。
Hiçbir şey değişmemişti。
Yine de—
Bir yerde、bir şey başlamıştı。
Öyle hissetti。
Barış yavaşça başını kaldırdı。
Gökyüzü her zamanki gibiydi。
Ama altında duran kendisi…
Artık aynı değilmiş gibi geldi。
Rüzgâr bir kez daha esti。
Bu kez açıkça itti。
İleri。

Nedenini bilmiyordu。
Nereye gittiğini de bilmiyordu。
Yine de—
Gitmesi gerekiyormuş gibi hissetti。
Barış bir adım attı。
Küçük bir adımdı。
Ama o adım—
Her şeyin başlangıcıydı。

