12. Bölüm  İnanması Zor Bir Hatıra | Baba Üzerine Ailenin Çelişen Geçmişi

Barış and Emine standing quietly by a window in an Ankara apartment at dawn

Hatıra bazen, gerçekten yaşanan şeyden çok, sonradan ona verdiğimiz anlamı saklar.

Sabah ışığı solgundu.

Evin köşelerine henüz ulaşmamıştı.

Ankara sabahları uyanmak için biraz zamana ihtiyaç duyar. Uzakta açılan dükkân kepenklerinin sesi, yokuşu çıkan bir arabanın boğuk uğultusu, havada hâlâ kalan hafif nem. Pencerenin dışındaki şehir hareket etmeye başlamıştı. Ama evin içinde, gece sanki biraz daha kalmak istiyordu.

Barış, koridorun penceresi yanında duruyordu.

Dün gece Deniz’in söylediği sözler hâlâ içinde duruyordu.

“Hiç orada olmayan birini, varmış gibi yapmak istiyorsun sadece.”

Bu öfkeydi.

Ama sadece öfke değildi.

Aynı ailede, aynı baba yokluğunu taşıyan; ama onu Barış’tan bambaşka bir biçimde içinde tutmuş birinin sözleriydi.

Pencerenin dışındaki yokuşa bakarken Barış’ın aklından geçti.

Şimdiye kadar “hatıra” sandığı şeyler belki de yalnızca bir dilekti.

Bir sırt.

Alçak bir ses.

Girişte ayakkabı bağlarını çözen eller.

Rüzgârın değişen sesi.

Bunları gerçekten görmüş müydü?

Yoksa babasının bir zamanlar var olduğuna inanabilmek için, sonradan tek tek mi toplamıştı?

“Uyanmışsın.”

Arkasından annesinin sesi geldi.

Döndüğünde Emine, omuzlarında ince bir hırkayla duruyordu. Henüz sabaha tam hazırlanmamış gibiydi. Saçları gevşekçe toplanmıştı. Yüzünde suyun serinliği hâlâ biraz duruyordu.

“…Evet.”

Barış cevap verince Emine pencerenin yanına geldi. Dışarıya değil, evin içine baktı.

Sanki o sabah evin havasının ne kadar ağır olduğunu anlamaya çalışıyordu.

“Uyuyamadın mı?”

“Biraz.”

Yalan değildi.

Gözlerini defalarca kapatmıştı. Ama babasıyla ilgili parçalar, zihninde sürekli yer değiştirerek belirmişti.

Ve artık hangisinin gerçek olduğunu kendisi de bilemiyordu.

Emine bir şey sormadı.

Pencerenin ahşap çerçevesine dokundu.

Parmak uçları hafif soğuk cama değdi.

“Anne.”

Barış, onun yan yüzüne bakarak konuştu.

“İnsan kendi ihtiyacına göre hatıra uydurur mu?”

Emine hemen cevap vermedi.

Bir süre sonra hafifçe nefes aldı.

“Olur herhâlde.”

Bu kadar çabuk cevap vermesi Barış’ı biraz şaşırttı.

“Bunu çok kolay söylüyorsun.”

“Kolay bir şey değil. Ama olur bence.”

Sonunda Barış’a baktı.

“Acı veren şeyler küçülebilir. Hiç olmamış bir iyilik büyüyebilir. Tersi de olur.”

Bu sözler açıklamadan çok, uzun yaşamış birinin sessiz bilgisi gibiydi.

Barış tekrar dışarıya baktı.

Yokuşun ortasında bir adam, elinde ekmek poşetiyle durmuş, ayakkabı bağını yeniden bağlıyordu.

O sıradan hareket bile şimdi Barış’ın içinde bir yere takılıyordu.

A quiet Ankara street seen through a window as a man bends to tie his shoe
Sometimes a stranger carries the shape of an old memory.

“Ben hatırladığımı sanıyordum.”

“Neyi?”

“Babamı. Biraz. Ama… belki de aslında hiç hatırlamıyorum.”

Bunu söyleyince içinde bir şey sessizce çöktü.

Büyük bir kayıp değildi.

Ama dayandığı yerin biraz çökmesi gibiydi.

Emine cevap vermedi.

Sadece pencerenin yanındaki perdeyi biraz düzeltti.

O hareketinde, sözlerden önce insanı sakinleştirmeye çalışan bir alışkanlık vardı.

A woman’s hand touching a fogged apartment window in Ankara at dawn
Some feelings remain in silence longer than words.

“Dün Deniz bana bir şey söyledi.”

Barış devam etti.

“Ben, hiç orada olmayan birini varmış gibi yapmak istiyormuşum.”

Emine’nin parmakları durdu.

“…Ona benzer bir söz.”

“İnkâr etmeyecek misin?”

“İnkâr etsem ne değişir?”

Bu söz Barış’ın içinde küçük bir öfke uyandırdı.

“Yani gerçekten öyle mi?”

Emine bu kez biraz çaresizce gülümsedi.

Nazikti.

Ama cevap değildi.

“Öyle demek değil.”

“Peki ne demek?”

Sesi biraz yükseldi.

Ama önceki öfke gibi değildi.

Bu kez, kendi içindekine bile güvenememenin telaşıydı.

Emine duvardaki eski saate baktı.

Akrep ve yelkovan sessizce ilerliyordu.

Sesi her zamankinden daha yakın geliyordu.

“Net hatırlamasan da geriye kalan şeyler olur.”

“Ama gerçek olup olmadığını bilmiyorum.”

“Bazen gerçek olup olmadığı tek önemli şey değildir.”

Bu söz Barış’ın kafasını yine karıştırdı.

Gerçek olmasa da olur muydu?

Hatıra, bir gerçek olmasa bile bir şey anlatabilir miydi?

Emine devam etti.

“Mesela küçükken, babana bakıp kendini güvende hissettiğin bir an olmuş olabilir.”

Barış sessizce dinledi.

“O sahneyi net hatırlamasan bile, ‘güvende hissettim’ duygusu kalabilir. Tersi de olur. Ne söylendiğini unutursun, ama kırgınlık kalır.”

Barış bu sözleri zihninde tekrarladı.

Sahne değil.

Duygu kalır.

Öyleyse hatırladığını sandığı şey de yalan olmayabilirdi.

Ama bu, olduğu gibi kalmış bir hatıra da değildi.

Daha belirsizdi.

Daha kolay kırılırdı.

Bu belirsizlik şimdi ona dayanılmaz geliyordu.

“O zaman neye inanacağım?”

Barış’ın sesi küçüktü.

Emine dışarıya bakarak konuştu.

“Tek bir şeyle karar verme.”

Barış and Emine standing silently beside a window in an Ankara apartment
Some memories stay quiet long after the words disappear.

Barış bir an gözlerini kapattı.

Sadece isim yetmezdi.

Sadece harita da yetmezdi.

Sadece ayakkabılar da.

Öfke de yetmezdi.

Sessizlik de.

Babasını tanımak için, parçaları aceleyle tek bir cevaba çevirmemek gerekiyordu.

Annesinin söylemek istediği şey buydu.

Bunu biraz geç anladı.

Quiet apartment hallway with soft morning light in Ankara
Some distances remain even after the voices fade.

O sırada koridorun öbür ucunda bir kapı kapandı.

Deniz uyanmış olmalıydı.

İkisi de o tarafa baktı.

Ama kimse konuşmadı.

Dün geceki öfke kaybolmamıştı.

Ama o öfke de artık ailenin hatırasının bir parçası olarak burada duruyordu.

“Anne.”

Barış sessizce söyledi.

“Babamı tanımak istiyorum. Ama kendi kafamda kurduğum bir babanın peşinden gidiyorsam… bundan korkuyorum.”

Emine’nin yüzü değişmedi.

Sadece hafifçe başını salladı.

“Korkarak da olur.”

Bu bir teselli değildi.

Korkuyu yok eden bir söz değildi.

Korkuyla birlikte yürümekten başka yol olmadığını kabul eden bir sözdü.

Pencerenin dışında sabah ışığı yavaş yavaş güçleniyordu.

Yokuştan bir kişi geçti.

Sonra bir başkası.

Her biri bir yere gidiyordu.

Ama belki de herkes nereye gittiğini net bilmiyordu.

Barış bunu düşündü.

İnanması zor bir hatıra, geriye hiçbir şey kalmamasından daha mı iyiydi?

Yoksa insan, inanamadığı için mi gidip kendi gözleriyle görmek isterdi?

Cevap hâlâ yoktu.

Ama en azından, içinde sallanan şeyi artık yok sayamayacağını biliyordu.

O sırada koridorun ucundan küçük bir rüzgâr geçti.

Perdenin ucu hafifçe kıpırdadı.

Düne kadar, yalnızca bundan bile bir anlam çıkarmaya çalışabilirdi.

Ama şimdi sadece baktı.

Bir anlamı olabilir.

Olmayabilir de.

Yine de kıpırdadığı kesindi.

Hatıra da belki böyle bir şeydi.

Thin lace curtain moving softly in an Ankara apartment window at morning
The curtain moved quietly, even if no one understood why.
Yolculuğa Devam Et
Önceki Bölümü Oku Sonraki Bölümü Oku
Bölüm Listesi Ana Sayfaya Dön
Barış and Emine standing quietly by a window in an Ankara apartment at dawn

この記事が気に入ったら
フォローしてね!

  • URLをコピーしました!
  • URLをコピーしました!
Contents