16Bölüm — Ankara Ulus’ta İstasyona Doğru Bir Sabah | İleri Gitmek mi Geri Dönmek mi Karar Verilemeyen Gün

Barış walking through a quiet old street in Ulus, Ankara at early morning

Eski yerlerin, henüz kararını verememiş duyguları içine alan bir havası vardır.
Ankara sabahları, aynı şehrin içinde bile bulunduğun yere göre farklı yaşlarda görünür.

Kızılay sabahı, insanların ayak sesleriyle çoktan uyanmıştır. Ama Ulus’a yaklaştıkça şehrin zamanı biraz yavaşlar. Taş duvarlar, eski tabelalar, yarıya kadar açılmış dükkân kepenkleri. Yeni bir gün başlamıştır, ama orada dünden de eski bir şey hâlâ sessizce duruyordur.

Barış yokuştan aşağı, Ulus’a doğru yürüyordu.
Kendisi bile neden buraya geldiğini tam açıklayamıyordu.

Kızılay’dan eve dönebilirdi.
Başka bir sokağa sapabilirdi.
Yine de, istasyona gidilecekse yol buradan geçer gibi bir his vardı içinde.

Aslında “istasyona gideceğim” diye karar vermiş değildi.
Sadece istasyonun bulunduğu yönden gözlerini kaçırmaya devam edemez olmuştu.

Bu yüzden yürüdü.
Kızılay gibi insanların onu sürükleyip götürdüğü bir yere değil,
biraz daha eski, biraz daha sessiz,
düşüncelerin geride kalmasının daha zor olduğu sokaklara doğru.

Barış walking through an old quiet street in Ulus, Ankara at dawn
A silent morning road before the city fully awakens.

Ulus’un havasına kuru taş kokusu ile sabah ekmeğinin kokusu karışmıştı.

Bir yerlerde pişen simidin kızarmış kokusu, daha tam ısınmamış metalin kokusu, uzun zamandır kullanılan ahşap bir kapının açılma sesi. Sokağın karşısında bir adam, dükkânın önüne sandalyeleri diziyor, hiç acele etmeyen bir yüzle hareket ediyordu.

Kızılay’da herkes “şimdi”ye doğru gidiyordu.
Ama Ulus’ta, insanların hareketlerinin arkasında daha uzun bir zaman görünüyordu sanki.

Bu şehir sadece eski değildi.
Eski şeylerin henüz görevini bitirmediği bir yerdi.

Barış böyle düşündü.

Babasını düşündüğünde, nedense yeni yerlerden çok böyle eski havaların içinde ona daha yakın hissediyordu.

Harita.
Ayakkabılar.
Annesinin sessizliği.

Bunların hepsi geçmişin içinde kapalıydı, ama hiçbirinin işi tam olarak bitmemişti.
Ulus sabahı da buna benziyordu.

Traditional Turkish tea glasses behind a fogged window in Ulus
The street had not fully awakened yet.

Sokağın köşesini dönünce, küçük bir çay ocağının önünde yükselen buharı gördü.
Buğulanmış camın arkasında, birkaç ince belli çay bardağı yan yana dizilmişti.
Dışarıda iki eski ahşap sandalye vardı. Birinde yaşlı bir adam oturuyordu.

Üzerinde gri bir ceket vardı. Bastonunu dizine dayamış, henüz içmeye başladığı belli olan çay bardağını bir elinde tutuyordu.
Yüzünde derin çizgiler vardı. Ama yorgun görünmüyordu. Daha çok, uzun süre rüzgâra maruz kalmış bir taşın sessizliği vardı onda.

Barış onun önünden geçip gidecekken adımlarını biraz yavaşlattı.
Çünkü yaşlı adamın bakışı ona dönüktü.

Dikkatle izleyen bir bakış değildi.
Çağıran bir bakış da değildi.
Sadece, “Nereye gittiğini bilmeyen insanı tanırım” der gibi sakin bir bakıştı.

Elderly man sitting outside a quiet tea house in Ulus, Ankara
He looked toward the street as if time itself were passing by.

“İstasyona mı?”

Yaşlı adamın sesi alçak ve kuruydu.
Ama soğuk değildi.

Barış istemeden durdu.

“…Henüz bilmiyorum.”

Bunu söyledikten sonra kendisine de biraz tuhaf geldi.
Sorulan şey yön hakkındaydı, hayat hakkında değil.
Ama ağzından çıkan cevap ona aitti.

Yaşlı adamın dudakları hafifçe gevşedi.

“Bilmeden istasyon tarafına gelen çok olur.”

Barış bir şey söyleyemedi.
Çay ocağının içinde, kaşığın cama değdiği küçük bir ses duyuldu.
Sokağın karşısından, el arabası iten bir adam yavaşça geçti.

Quiet stone alley in Ulus, Ankara with two cats in the morning
The city had not fully awakened yet.

Ulus sabahı sessizdi, ama durmuş değildi.
Sadece acele etmiyordu.

Yaşlı adam çayından bir yudum aldı, sonra gökyüzüne baktı.

“Gençken, yola çıkmanın büyük bir şey olduğunu sanırdım.”

Söyleyişi daha çok kendi kendine konuşur gibiydi.
Hem Barış’a söylüyor gibiydi, hem de kendi geçmişine.

“Ama değil. Büyük olan yola çıkmak değil.
Önce geri dönmemeye karar vermek.”

Bu söz Barış’ın göğsünün derinine düştü.
İstemeden yaşlı adama baktı.

“Geri dönmemeye karar vermek…”

“Öyle.”

Yaşlı adam başını salladı.

“İstasyon ondan sonra gelir.”

O an Ulus’un havası biraz değişmiş gibi oldu.
Yeni bir şey söylenmiş değildi.
Ama Barış’ın içinde hâlâ belirsiz duran bir şeye başka bir şekil verilmiş gibiydi.

Kızılay’da, ileri gitmekle geri dönmek arasında kalmıştı.
Otobüs durağında çay içerken, gidilecek yer ile gitmek istenen yer arasındaki farkı düşünmüştü.

Ama şimdi, Ulus’un bu eski havasında soru biraz değişmişti.
İleri gitmek mi, geri dönmek mi değil.
Artık geri dönmeyecek miydi?
Önce bunun geldiğini ilk kez anladı.

“Siz istasyona mı gidiyorsunuz?”

Barış sessizce sordu.

Yaşlı adam gülmedi.
Sadece çay bardağına bakarak konuştu.

“Bugün gitmem. Çok gittim.”

Bunun ne anlama geldiğini hemen anlayamadı.
Gençlik yıllarından söz ediyor olabilirdi.
Hayata dair bir benzetme de olabilirdi.
Ya da gerçekten yalnızca istasyona kaç kez gittiğinden bahsediyor olabilirdi.
Ama bu belirsizlik garip bir şekilde içinde kaldı.

“O zaman neden buradasınız?”

Yaşlı adam sokağa baktı.
İnsanlar yavaş yavaş çoğalmaya başlamıştı.
Bir dükkân kepenginin açılma sesi geldi.

“İstasyona gidenler bazen buradan geçer.”

Bu söz bir açıklama gibiydi, ama tam olarak açıklama değildi.
Bekliyor muydu?
Bakıyor muydu?
Hatırlıyor muydu?
Hiçbiri net değildi.

Ama böyle biri Ulus’a yakışıyordu.
Eski şeylerin henüz görevini bitirmediği bir yerde,
kendi görevini açıkça söylemeyen insanlar daha doğal duruyordu.

Barış sokağın ilerisindeki yöne baktı.
Buradan biraz daha giderse istasyon tarafına çıkacaktı.
Hâlâ geri dönebilecek kadar yakındı.

Evden çıktığı zamana göre içinde bir şey biraz daha hafiflemişti.
Ama hafiflemek, ilerleyebilmek demek değildi.

Göğsünün içinde hâlâ, hiçbir şey bulamazsa ne olacağına dair bir korku duruyordu.
Babasının izini sürmek gerçekten bir yere varacak mıydı?
Yoksa sadece içindeki boşluğu mu büyütecekti?
Bunu hâlâ bilmiyordu.

“Korkmuş bir yüzün var.”

Yaşlı adam söyledi.

Barış buruk bir şekilde gülümsedi.

“Öyle mi görünüyor?”

“Görünüyor. Ama kötü bir yüz değil.”

Bu söz, onu biraz rahatlattı.
Cesaret verilmiş gibi değildi.
Sırtından itilmiş gibi de değildi.
Ama kararsızlığının sadece zayıflık olmadığının kabul edildiğini hissetti.

Rüzgâr sokağın içinden geçti.
Kızılay’daki rüzgârdan farklıydı. Ulus’un rüzgârı eski taş kokusu taşıyordu.
İtmekten çok, bir şeyi hatırlatıyordu.

Barış o rüzgârın içinde yavaşça nefes aldı.

“…İstasyon tarafı düz mü?”

Kendi ağzından çıkan sözü duyunca, sonunda anladı.
Bu henüz karar değildi.
Ama artık sadece kararsızlık da değildi.

Yaşlı adam bastonunun ucuyla sokağın ilerisini hafifçe gösterdi.

“Düz. Ama düz gidebilen azdır.”

Yine belirsiz bir şey söylemişti.
Ama bu belirsizlik tuhaf bir şekilde Barış’ı rahatsız etmedi.

Barış küçük bir baş hareketiyle onu selamladı.
Çay ocağının önünden ayrılıp sokağın ilerisine doğru yürümeye başladı.

Birkaç adım attıktan sonra bir an dönüp baktı.
Yaşlı adam artık ona bakmıyordu.
Çay bardağı elinde, sokağın karşı tarafına bakıyordu.
Sanki en başından beri Barış’ı beklememişti.
Sadece bu yerde oturduğu zamanın içinden Barış tesadüfen geçip gitmişti.

O görüntü, nedense Barış’ın içinde güçlü bir iz bıraktı.

Young man walking through a quiet morning street in Ulus, Ankara
The street was quieter than his thoughts.

Ulus sabahı henüz tamamen yeni olmamıştı.
Dünün kokusu, çok daha eskiden birinin ayak sesleri, kelimeye dönüşememiş zaman.
Gün, bütün bunları yavaşça içinde taşıyarak başlıyordu.

Barış yürürken düşündü.
İstasyona gidip gitmediği hâlâ net değildi.
Ama en azından, artık eve dönmek için yürümediğini biliyordu.
Bu fark, düne kadar olduğundan çok daha büyüktü.

Sokağın ilerisinden, uzakta metalin gıcırdadığı bir ses geldi.
Gerçekten istasyondan mı gelmişti, yoksa başka bir dükkânın kepengi miydi, bilmiyordu.
Ama o ses, o an Barış’a sıradan bir yaşam sesinden biraz daha anlamlı geldi.

Adımlarını durdurmadı.
Hâlâ bir sebep yoktu.
Hâlâ bir kesinlik de yoktu.

Yine de—
eski bir şehrin kokusu içinde insan bazen önce şunu bilir:
artık biraz daha ileridedir.

Yolculuğa Devam Et
Önceki Bölümü Oku Sonraki Bölümü Oku
Bölüm Listesi Ana Sayfaya Dön
Barış walking through a quiet old street in Ulus, Ankara at early morning

この記事が気に入ったら
フォローしてね!

  • URLをコピーしました!
  • URLをコピーしました!
Contents