Bölüm 49 — Kaçmayan şey

Barış and Noah face each other in the quiet tunnels of Derinkuyu Underground City.

Kaçmayan şeyler, insanı yerinde tutar.

Barış, taş duvarın önünde dururken bunu düşündü.

Merdivenin altı.
Karanlık bir sahanlık.

Köpek, üç kısa çizginin olduğu duvarın yanında duruyordu.

Az önce birkaç adım yaklaşmıştı.
Sadece birkaç adım.

Ama o birkaç adımdan sonra, yeraltının havası artık aynı değildi.

Derinkuyu’nun derinlerinde zaman kesilmiş gibiydi.

Basamaklar alçak, duvarlar soğuk, yerde ince bir kum.

Nefes alınca taş, toprak ve eski isin kokusu içeride kalıyordu.

Uzakta insan sesi yoktu.
Ne rehberin sesi, ne ayak sesleri, ne gülüşler.

Burada sadece köpek vardı.
Ve kendisi.
Ve o eski çizikler.

Köpek kıpırdamıyordu.

Üç çizginin önünde durmuş, burnunu taşa yaklaştırmıştı.
Sadece duruyordu.

Normal bir köpek bu kadar yaklaşınca tepki verirdi.
Tedirgin olur.
Kaçar.
Hırlar.
Ya da yaklaşır.

Bu yapmıyordu.

Kaçmıyordu.
Fazla yaklaşmıyordu.
Bir şey istemiyordu.

Sadece… burada kal diyormuş gibi susuyordu.

Barış cebindeki parçayı sıktı.

Taştaki oyukla az da olsa örtüşen küçük parça.

Tesadüf mü.
Yoksa bir şeyin parçası mı.

Bilmiyordu.

Bilinmeyenler arttıkça, babası uzaklaşıyor gibiydi.

Hayır.
Uzaklaşmıyordu.

Bilmediği bir yerden yavaşça yaklaşıyordu.

Bu his, korkutuyordu.

Babası yoktu.

Evde olmayan biriydi.
Annesinin cümlelerinde yarım kalan biriydi.
Deniz’in öfkesinde şekli dağılan biriydi.

Ama bu taş duvarın önünde…
sadece yokluk değildi.

Bir şey bırakmış biri.
Bir şeyi söylememiş biri.
Belki de… birini buraya yönlendirmiş biri.

Barış başını salladı.

Erken.

Henüz anlam vermemeli.

Ama köpek kaçmıyordu.

Bu tek gerçek, düşünceyi bırakmıyordu.

Barış bir adım daha attı.

Köpekle aradaki mesafe azaldı.

Köpek kıpırdamadı.

Barış nefesini tuttu.

Yaklaşan oydu.
Köpek değil.

Kendisi.

Bu küçük fark, içinde ağırlaştı.

İten yoktu.
Emreden yoktu.

Ama yine de ayrılamıyordu.

İstese şimdi dönebilirdi.

Merdivenleri çıkardı.
Yukarı çıkar, kalabalığın içine karışırdı.

Ama dönse bile…
o bakış gitmeyecekti.
Bu üç çizgi de.
Babası da.

Barış o anda fark etti.

Kaçabilir.

Ama kaçan halini yanında götürür.

En korkutucu olan buydu.

Köpek başını hafifçe kaldırdı.

Göz göze geldiler.

Bu kez o sertlik yoktu.

Daha sakindi.
Bekleyen bir bakış.

Barış fısıldadı.

“Niye kaçmıyorsun?”

Ses taşa gömüldü.

Cevap gelmedi.

Gelmediği için, soru kaldı.

Barış quietly faces Noah inside Derinkuyu Underground City while holding a small stone fragment.
In the silence beneath Derinkuyu, no words were needed.

Barış diz çöktü.

Dokunacak kadar yakın değildi.
Ama göz hizasına biraz daha yaklaştı.

Köpek kıpırdamadı.

Bu sakinlik, Barış’ı daha çok sarstı.

Korkmuyor.
Ne kendisinden.
Ne karanlıktan.
Ne bu yerden.

Sanki burası ona yabancı değil.

Barış duvardaki çizgilere baktı.

Üç kısa iz.

Daha önce gördükleri.
Tam aynı değildi.
Ama benziyordu.

Benzer şeyler insanı bırakmaz.

Barış cebinden parçayı çıkardı.

Karanlıkta küçük bir gölge gibi duruyordu.

Parmaklarının ucunda pürüz kaldı.

Köpeğin kulağı çok hafif oynadı.

Barış bunu kaçırmadı.

“Bu mu…”

Soru gibi değildi.
Ama çıkmıştı.

Köpek parçaya baktı.
Sonra duvara.

Kısa bir an.
Ama yeterliydi.

Köpek kendisine bakmıyordu.
Parçaya ve duvara bakıyordu.

Onu yönlendirmiyordu.
En azından henüz.

Sadece… bakışını buradan kaçırmıyordu.

Barış parçayı duvara yaklaştırdı.

Yerine takmadı.
Sadece yaklaştırdı.

O anda köpek ilk kez yana çekildi.

Kaçmak için değil.
Yaklaşmak için de değil.
Yer açar gibi.

Barış faces Noah beside three ancient marks in Derinkuyu Underground City.
Neither of them moved. The silence made the choice.

Barış’ın içinde bir şey kıpırdadı.

Sanki “buraya gel” denmişti.

Yavaşça ayağa kalktı.

Köpeğin olduğu yere geçti.

Köpek yarım adım geri çekildi.

Ama hâlâ yakındı.
En yakını.

Elini uzatsa değebilirdi.

Bu düşünceyle bedeni gerildi.

Dokunmak mı istiyor.
Yoksa sadece görmek mi.
Yoksa dokunmaktan mı korkuyor.

Bilmiyordu.

Köpek kaçmıyordu.

Bu gerçek, seçimi ona bırakıyordu.

Kaçan köpek değil.
Belki de kendisiydi.

Barış köpeğe baktı.

Tüyleri karanlıkta rengini kaybetmişti.

Ama boynundaki tüyler hafif kıpırdadı.

Nefes alıyordu.
Canlıydı.
Hayal değildi.
Hatıra değildi.
Sadece anlamdan ibaret bir şey değildi.

Oradaydı.
Sıcaklığı vardı.

Bu yüzden göğsü acıdı.

Barış elini indirdi.

Henüz değil.
Şimdi değil.

Ama kaçmayacaktı.

Köpek baktı.

Gözlerini çok az kısmış gibiydi.

Gülümseme değildi.
Rahatlama da değil.

Sadece… beklemeye devam etme kararı.

Barış tekrar duvara döndü.

Üç çizgi.
Altında küçük bir oyuk.
Parçanın köşesi.

Yine yaklaştırdı.

Bu kez eli titremedi.

Arada ince bir boşluk kaldı.

A stone fragment held near ancient marks inside Derinkuyu Underground City while Noah waits in the background.

Some pieces do not fit perfectly, yet they still belong together.

Tam oturmuyordu.
Ama alakasız da değildi.

Barış nefes aldı.

O anda köpek çok hafif nefes verdi.

Ses neredeyse yoktu.
Ama o ses, sanki biri “tamam” demiş gibi yayıldı.

Barış gözünü kapatmadı.

Parçayı geri çekti.
Cebine koydu.

Henüz cevap değil.
Henüz erken.

Ama artık inkâr da yok.

Köpek kaçmadı.
O da kaçmadı.

Bu kadarı bile… bir şey başlatmıştı.

Bir süre sonra köpek başını çevirdi.

Daha derine.
Daha dar, daha karanlık bir yere.

Hava orada daha ağırdı.

Köpek bir adım attı.
Durdu.

Bu kez arkasına bakmadı.

Barış anladı.

Noah walks into a dark passage in Derinkuyu Underground City as Barış quietly follows behind.
Noah never looked back. The next step belonged to Barış.

Artık bakmasına gerek yoktu.

Gelecek mi gelmeyecek mi…
karar ondaydı.

Köpek kaçmıyordu.

Bu yüzden Barış da artık kaçacak bir neden bulamıyordu.

Yolculuğa Devam Et
Önceki Bölümü Oku Sonraki Bölümü Oku
Bölüm Listesi Ana Sayfaya Dön
Barış and Noah face each other in the quiet tunnels of Derinkuyu Underground City.

この記事が気に入ったら
フォローしてね!

  • URLをコピーしました!
  • URLをコピーしました!
Contents