Elini uzatmadan önce, parmaklarının titrediğini fark etti.
Köpek kaçmadı.
Bunu hissettiği andan beri, yeraltının havası değişmişti.
Belki de değişen hava değil, kendisiydi.
Derinkuyu’nun en derinine yakın bu alan dardı.
Ama yine de derin hissediliyordu.
Taş duvarlar soğuk.
Tavan alçak.
Eski isin izleri duvarlarda kalmış, yerdeki ince kum sesi içine çekiyordu.
Köpek, en dipteki duvarın önündeydi.
Üç kısa çizginin olduğu yer.
Altında küçük bir oyuk.
Barış cebindeki parçayı sıktı.
Buraya kadar gelmişti.
Ama hâlâ hiçbir şey bilmiyordu.
Babası buraya geldi mi.
Bu işaret ne.
Bu köpek neden kaçmıyor.
Cevap yoktu.
Yine de… cevapsız ilerlemeyi çoktan seçmişti.
Köpek ona bakıyordu.
Ne fazla yakın.
Ne uzak.
Sanki aradaki mesafeyi ona bırakıyordu.
Barış bir adım attı.
Köpek kıpırdamadı.
Bir adım daha.
Taş hafifçe ses verdi.
Köpeğin kulağı çok az oynadı.
Ama kaçmadı.
Barış nefesini tuttu.
Elini uzatsa değecek kadar yakındı.
Bu gerçek, göğsünü sıkıştırdı.
Dokunmak mı istiyor.
Yoksa sadece emin olmak mı.
Yoksa dokunduğu anda her şeyin değişmesinden mi korkuyor.
Bilmiyordu.
Ama eli… yavaş yavaş yükseliyordu.
Köpeğin tüyleri karanlıkta koyu görünüyordu.
Yine de boynunda, nefesiyle hafifçe kıpırdayan bir yer vardı.
Canlı.
Bu basit şey, içinde bir şey oynattı.
Bu bir hayal değil.
Bir hatıra da değil.
Sadece anlamdan ibaret bir şey hiç değil.
Önünde… sıcaklığı olan bir varlık duruyordu.
Barış’ın parmakları köpeğe çok az kala durdu.
Biraz daha.
Ama o mesafe… çok uzaktı.

Sanki babasına dokunacak gibiydi.
Sanki babasının sessizliğine uzanıyordu.
Aile içinde kimsenin söyleyemediği şeye.
Barış nefesini içinde tuttu.
Korktuğu şey köpek değildi.
Bunu biliyordu.
Korktuğu şey, dokunduğu anda geri dönememekti.
Köpek kaçmıyordu.
Hırlamıyordu.
Yaklaşmıyordu.
Sadece… bekliyordu.
Bu bekleyiş ağırdı.
Biri emretse karşı çıkabilirdi.
Biri itse kaçabilirdi.
Ama böyle olunca…
seçmek zorundaydı.
Barış elini indirmeye başladı.
Henüz değil.
Daha değil.
Tam o anda köpek başını çok az indirdi.
Yaklaşmadı.
Sadece… varlığını onun elinin hizasına getirdi.
Barış’ın içinde bir şey çözüldü.
Bu bir affetme değildi.
Bir teselli de değildi.
Sadece… reddedilmediğini anladı.

Barış elini tekrar kaldırdı.
Parmakları havayı itti.
Soğuk tenine değdi.
Gözlerini kapatacak gibi oldu.
Ama kapatmadı.
Görmesi gerekiyordu.
Ne seçtiğini.
Parmakları köpeğin tüyüne değdi.
Kısacık bir an.
Beklediğinden daha sıcaktı.

Barış’ın bedeni gevşedi.
Köpek hareket etmedi.
Kaçmadı.
Hırlamadı.
Olduğu yerde kaldı.
Parmaklarında kısa tüylerin hissi kaldı.
Taşın soğuğu değildi bu.
Yumuşak, sessiz bir sıcaklık.
Yeraltında, gerçek olan tek şey gibiydi.
Barış hemen elini çekti.
Daha fazla dokunacak cesareti yoktu.
Ama dokunmuştu.
Bu değişmezdi.
Yavaşça nefes verdi.
O ana kadar nefesini tuttuğunu şimdi fark etti.
Köpek ne gözlerini kıstı ne kuyruğunu salladı.
Sadece baktı.
Normal değildi.
Ama artık bu da korkutmuyordu.
Anlamadan da… dokunulabilen şeyler vardı.
O anda babası geldi aklına.
O da mı böyleydi.
Bilmeden mi uzattı elini.
Anladığı için değil…
bilmeden yürüdü.
Eğer öyleyse—
Barış düşünmeyi bıraktı.
Babayı anlamış değildi.
Affetmiş de değildi.
Ama… seçiminin biraz insan olduğunu hissetti.
Köpek yavaşça duvara döndü.
Üç çizgi.
Küçük oyuk.
Taş kapı gibi duran yüzey.
Barış cebinden parçayı çıkardı.
Eli hâlâ titriyordu.
Ama bu seferki titreme farklıydı.
Sadece korku değildi.
Doğrulamak isteyen bir titreme.
Köpek duvarın önüne oturdu.
İlk kez.
Hep ayaktaydı.
Hep beklemişti.
Şimdi oturuyordu.
Sanki artık yönlendirmeye gerek yokmuş gibi.
Barış parçayı oyuğa yaklaştırdı.
Tam oturmadı.
Ama bir köşe, oyuğun kenarına değdi.
Hafif bir ses.
Taşla eski parçanın sesi.

O an Barış’ın içinde bir şey netleşti.
Burası cevap değil.
Giriş.
Babasının cevabı değil.
Bu köpeğin de değil.
Kendisi için… başlangıç.
Köpek kıpırdamadı.
Barış parçayı geri çekti.
Cebine koydu.
Sonra köpeğe baktı.
Hâlâ adı yok.
Hâlâ anlamı yok.
Hiçbir şey bitmiş değil.
Ama artık… sadece bir “his” değildi.
Barış fısıldadı.
“…korkmadım.”
Kime söylediğini bilmiyordu.
Köpeğe mi.
Kendine mi.
Yoksa… uzakta olan babasına mı.
Yeraltı cevap vermedi.
Ama sessizlik… biraz yumuşadı.
Köpek ayağa kalktı.
Barış’ın yanından geçti.
Sessizce, daha derine doğru yürüdü.
Az önce dokunduğu sıcaklık hâlâ parmaklarındaydı.
Barış hareket etmedi.
Köpek birkaç adım sonra durdu.
Arkasına bakmadı.
Ama Barış anladı.
Bu sefer beklemiyordu.
Sınamıyordu da.
Sadece… inanıyordu.
Onun geleceğine.


