Bölüm 31 — Love Valley’de yine beliren gölge | Kapadokya’da kaybolmayan köpek tuhaflığı

A quiet valley path in Cappadocia at sunset, from Barış & Noah Episode 31

Sabah ışığı, Göreme’nin kaya yüzlerini sessizce beyaza çeviriyordu.

Dün gece Barış bunu kendine defalarca söylemişti.

Kuruntu.

Sadece yorgunluk.

Bilmediği bir yere gelmiş, alışık olmadığı manzaralara içi kendiliğinden tepki vermişti.

Ama böyle düşünmeye çalıştıkça, göğsünün içinde kalan tuhaflık kaybolmadı.

Pansiyonun küçük terasında henüz insan sesi azdı. Uzakta bir fincan sesi duyuldu, bir odanın penceresi gıcırdadı. Yeni pişmiş ekmeğin kokusu, soğuk sabah havasına karışıyordu.

Kapadokya sabahı, Ankara sabahına benzemiyordu.

Ankara’da sabah, şehrin yavaş yavaş uyanma sesini taşırdı.

Burada ise sanki önce toprağın kendisi uyanıyordu.

Barış ince ceketini giyip pansiyondan çıktı.

Bugün Love Valley’e gidecekti.

A quiet valley path in Cappadocia under a cloudy morning sky
A silent path leading deeper into the valley.

Adı duyulunca hafif bir yer gibi gelebilirdi. Ama fotoğraflarda gördüğü vadi, insan dilini biraz reddeden bir şekle sahipti. Yumuşak adına rağmen, kayalar sessizdi.

Yolda yürürken ayaklarının altındaki toprak kuru bir ses çıkardı.

Küçük taşlar ayakkabısının altında yuvarlandı.

Uzakta ince uzun kaya sütunları yükseliyordu. Sanki onları biri yapmamış, zamanın kendisi oraya bırakmıştı.

Rüzgâr estikçe kum kokusu geliyordu.

Nemli bir koku değildi.

Kuru, eski ve biraz da hatıraya benzeyen bir koku.

Barış durdu, vadinin girişine baktı.

A quiet valley path in Cappadocia under a cloudy morning sky
A silent path leading deeper into the valley.

Turistlerin sesleri uzaktaydı. Yakında olmaları gerekirdi, ama nedense gerçeklikten biraz ayrılmış gibi duyuluyordu.

“Bugün hiçbir şey olmayacak.”

Bunu alçak sesle söyledi.

Söylerse içi sakinleşir sanmıştı.

Ama söz hemen rüzgâra karıştı.

Vadiye giren yol sandığından daha dardı.

İki yandaki kayalar yavaş yavaş yaklaşıyordu. Gökyüzü genişti, ama ayaklarının altı sanki kapanıyordu.

A narrow hidden passage between Cappadocia rock formations
Some paths reveal themselves only after a choice is made.

Barış yürüdü.

Düne kadar süren tuhaflığı doğrulamak için değil.

Aksine, onu bitirmek için.

Bir kez kendi gözleriyle sıradan bir manzara görse yeterdi.

Köpek yoktu.

Gölge de, bakış da, ayak sesi de kendi içinde büyümüştü sadece.

Buna inanabileceği bir yer arıyordu.

Bir süre yürüdükten sonra vadi biraz açıldı.

Kayaların arasından ışık sızıyor, yere uzun gölgeler bırakıyordu.

O gölgelerin ucunda bir şey vardı.

Barış’ın ayakları durdu.

Uzakta.

Ama yanlış görecek kadar uzak değildi.

Vadinin derininde bir köpek duruyordu.

Büyük bir beden.

Sessiz bir duruş.

Ona dönük gibiydi, ama değilmiş gibi de.

Dün gördüğü köpekle aynı mıydı, hemen anlayamadı.

Ama anlayamamak daha ürkütücüydü.

Barış’ın nefesi sığlaştı.

Köpek kıpırdamadı.

Havlamadı.

Yaklaşmadı.

Sadece oradaydı.

Sanki Barış’ın geleceğini biliyordu.

“Hayır…”

Barış bunu kendine söyledi.

Dünkü köpek değildi.

Bu topraklarda köpek olurdu.

Köyde de, vadide de, yolda da.

Bu normaldi.

Ama böyle düşündükçe, önündeki görüntü normalden uzaklaşıyordu.

Çünkü köpek şaşırmamıştı.

Bir insandan sakınır gibi de değildi.

Yemek bekler gibi de.

Sadece bekliyordu.

Beklemek kelimesi aklına gelir gelmez, Barış onu itti.

Bir köpek insanı beklemezdi.

Hele onu.

O sırada arkasından küçük bir ayak sesi geldi.

Döndüğünde, yaşlı bir adamın bastonuna dayanarak yavaşça geldiğini gördü. Buralı olmalıydı. Şapkasını derin takmıştı; yüzünde sabah ışığından daha eski bir gölge vardı.

Adam Barış’ın yanında durdu, vadinin derinine baktı.

An elderly man approaches Barış on a quiet path in Cappadocia.
Some encounters feel older than memory.

“Yolu mu şaşırdın?”

Türkçesi yumuşaktı, ama sesinde kuru bir tını vardı.

“Hayır. Sadece biraz bakıyordum.”

Barış böyle cevap verdi.

Adam başını salladı, aynı yöne baktı.

“Burası fazla bakarsan, görmen gerekmeyen şeyleri de gösterir.”

Barış adamın yan yüzüne baktı.

“Ne demek istiyorsunuz?”

Adam gülmedi.

Sadece bastonunun ucuyla kuru toprağa hafifçe vurdu.

“Bu vadi, insanların geride bıraktığı şeyleri iyi hatırlar.”

Bunu söyledikten sonra yeniden yürümeye başladı.

Barış cevap veremedi.

Geride bıraktığı şeyler.

Bu söz, göğsünün derininde tuhaf bir yere takıldı.

Babası da bir şey mi bırakmıştı?

Yoksa kendisi mi bir şeyi geride bırakmıştı?

Adamın sırtı uzaklaştı.

Barış yeniden vadinin derinine baktı.

A traveler standing in a quiet Cappadocia valley at sunset
In the fading light, something waited beyond the silence.

Köpek hâlâ oradaydı.

Az önceki yerde.

Aynı duruşla.

En tuhaf olan da buydu.

Normalde biraz kıpırdardı.

Rüzgâra tepki verirdi.

İnsan sesine tepki verirdi.

Ama bu köpek, sanki zamanın dışındaydı.

Barış bir adım attı.

Ayağının altındaki taş ses çıkardı.

Ses vadide küçükçe yankılandı.

Köpeğin kulağı hafifçe oynadı.

Sadece bu.

Barış’ın kalbi sertçe vurdu.

Korkuyor muydu?

Yoksa emin olmak mı istiyordu?

Kendisi de bilmiyordu.

Ama düne kadar kullandığı “kuruntu” artık işe yaramayacak gibiydi.

Kuruntu olsa aynı şey iki kez görünmezdi.

Kuruntu olsa böyle beklemezdi.

Barış dudaklarını sıktı.

Yaklaşmamalıydı.

Aklı bunu söylüyordu.

Ama ayakları tamamen geri dönmüyordu.

Rüzgâr vadiden geçti.

Kaya gölgeleri hafifçe titredi.

O anda köpeğin sınırları da titremiş gibi oldu.

Kaybolacak, diye düşündü.

Ama kaybolmadı.

Oradaydı.

Yine oradaydı.

Barış gözlerini ayıramadı.

Ve ilk kez, içinde bir yerde kabul etti.

Bu tesadüf değildi.

O anda köpek yavaşça başını kaldırdı.

Uzak olması gerekiyordu, yine de göz göze gelmiş gibi oldu.

Barış’ın sırtından soğuk bir şey geçti.

Köpek havlamadı.

Yanına da gelmedi.

Sadece, bir şeyleri biliyormuş gibi sessizce durdu.

Barış bir adım bile atamadı.

Rüzgârın içinde, yaşlı adamın sözü kaldı.

Bu vadi, insanların geride bıraktığı şeyleri iyi hatırlar.

Barış küçük bir nefes aldı.

Ben neye bakıyorum?

Bir köpeğe mi?

Bir gölgeye mi?

Yoksa babamın bıraktığı bir şeye mi?

Cevap yoktu.

Sadece vadinin derininde, o köpek kıpırdamadan duruyordu.

Sanki Barış’ın bundan sonra yürüyeceği yolu, ondan önce biliyordu.

Yolculuğa Devam Et
Önceki Bölümü Oku Sonraki Bölümü Oku
Bölüm Listesi Ana Sayfaya Dön
A quiet valley path in Cappadocia at sunset, from Barış & Noah Episode 31

この記事が気に入ったら
フォローしてね!

  • URLをコピーしました!
  • URLをコピーしました!
Contents