Bölüm 39 — Yaklaşılamayan köpek | Zelve’nin dar geçidinde duran Kapadokya gizemi

Barış follows Noah through a narrow stone passage in Cappadocia

Ayakları ileri gitmedi.

Barış, Zelve’nin dar geçidinin girişinde duruyordu. Arkasında vadinin çıkışından gelen ışık vardı; önünde ise kayaların arasına sıkışmış ince bir yol uzanıyordu.

Köpek o yolun ilerisindeydi.

Yakındı.

Şimdiye kadarki en yakın mesafe olmalıydı.

Ama Barış yaklaşamıyordu.

Rüzgâr geçidin içinde inceliyor, kulağının yanından sıyrılıp geçiyordu. Elini kaya duvara değdirdiğinde, soğukluk ve pürüz parmak uçlarında kaldı. Taştan hafif nemli bir koku geliyordu.

Dışarının aydınlığı hâlâ görünüyordu.

A traveler touching an ancient stone wall in a narrow Cappadocia passage
His hand paused where the stone remembered.

Dönebilirdi.

Bunu düşündü.

Ama bu, durumu daha da ağırlaştırdı.

Dönebilirken dönmemek.

İlerleyebilirken ilerleyememek.

Sanki o yarım yerde sadece kendisi kalmıştı.

Köpek dönmedi.

Sadece geçidin ilerisinde sessizce duruyordu.

Kaçmıyordu.

Çağırmıyordu.

Acele ettirmiyordu.

Bekliyordu.

Bu hâli Barış’ın göğsünü ağırlaştırdı.

Biri ona sertçe emretse, karşı koyabilirdi.

Biri zorla çekse, öfkelenebilirdi.

Ama köpek hiçbir şey yapmıyordu.

Hiçbir şey yapmadığı için de her şey Barış’a dönüyordu.

İlerleyecek miydi?
Geri mi dönecekti?
Görmemiş gibi mi yapacaktı?

Barış dudaklarını sıktı.

Aynı köpekti.

Bunu artık biliyordu.

Ama bilmek, yaklaşabilmek demek değildi.

Yaklaşırsa bir şey değişecekti.

Hayır, zaten değişmişti.

Sadece o değişimi kabul etmekten korkuyordu.

Babası konusunda da böyle olmuş olabilir miydi?

Aslında hep bilmek istemişti.

Ama bilmekten korkmuştu.

Babası neden kaybolmuştu?
Annesi neden susmuştu?
Deniz neden öfkesini hiç bırakmamıştı?

Bilirse, belki artık kimseyi suçlayamayacaktı.

Bilirse, belki kendisi de bir şey seçmek zorunda kalacaktı.

Barış küçük bir nefes aldı.

Geçidin ilerisinde köpeğin kulağı hafifçe oynadı.

Sadece bu.

Ama Barış izlendiğini hissetti.

Yüzüne değil.
Ayaklarına da değil.

İçinde, henüz adını koymadığı bir yere.

“Ben…”

Cümle devam etmedi.

Köpek cevap vermedi.

Yalnızca sessizlik, kayaların arasında kaldı.

Barış bir adım atmak istedi.

Ayağının tabanı taşı itti.

Ama dizi hareket etmedi.

Bedeni reddediyordu.

Aklı değil, daha eski bir yeri onu durduruyordu.

Gitme.
Henüz erken.
Bilme.
Dön.

Bu sesler göğsünün derininde üst üste bindi.

O sırada arkasından birinin ayak sesi yaklaştı.

Boynunda kamera asılı bir turist, geçidin girişine kadar geldi. Barış’ın yanından hafifçe başını eğerek geçti.

Adam köpeğin yanından normal bir şekilde yürüyüp gitti.

A traveler pauses in a narrow stone passage while a distant dog stands ahead in Cappadocia
Someone passed by. The presence remained.

Hiçbir şey olmadı.

Köpek kıpırdamadı.

Adam da aldırmadı.

Bu sıradanlık, Barış’a anormal göründü.

Neden sadece kendisi duruyordu?

Neden yalnızca o, bu köpeğin önünde kıpırdayamaz hâle geliyordu?

Köpek mi farklıydı?
Yoksa kendi içinde, onu durduran bir şey mi vardı?

Adamın ayak sesleri kısa sürede uzaklaştı.

Geçitte yine yalnızca Barış ve köpek kaldı.

Barış sonunda anladı.

Yaklaşamamasının nedeni köpekten korkması değildi.

Köpeğin ötesindeki şeyden korkuyordu.

Ve bu büyük ihtimalle yalnızca babasıyla ilgili değildi.

Nasıl biri olduğu.
Neyden kaçtığı.
Neye inanmak istediği.

Sanki oraya kadar görecekti.

Köpek yavaşça döndü.

Göz göze geldiler.

Bu kez gözleri eskisinden daha uzak görünüyordu.

Mesafe yakındı ama uzaktı.

Bu çelişki Barış’ın göğsünü sıktı.

A lone dog standing in an underground stone passage in Cappadocia
He stood ahead, as if waiting.

“Yaklaşamıyorum.”

Bunu alçak sesle söyledi.

Kendine mi söyledi, köpeğe mi, bilmiyordu.

Köpek kıpırdamadı.

Sadece oradaydı.

Bu sessizlik suçlamıyordu.

Ama kaçmasına da izin vermiyordu.

Barış ilk kez bir seçimin önünde durduğunu açıkça hissetti.

İlerlemek de seçimdi.
Dönmek de.
Olduğu yerde kalmak bile bir seçimdi.

Babası da bir yerde böyle durmuş muydu?

Ve neyi seçmişti?

Geçidin içinden geri dönen bir rüzgâr geçti.

O rüzgârla birlikte, hafif bir ses duyuldu.

Köpeğin ayak sesi değildi.
İnsan sesi de değildi.

Sanki çok eskiden kapatılmış bir söz, taşın içinden sızmıştı.

Barış başını kaldırdı.

Köpek de aynı yöne baktı.

O anda Barış’ın sırtından soğuk bir şey geçti.

Köpek bir şey duyuyordu.

Onunla aynı şeyi.

Hayır.
Ondan önce.

Barış nefesini tuttu.

Dar geçidin ilerisinde, bir karanlık boşluk daha görünüyordu.

Stone passage leading toward light in Cappadocia
A narrow passage, and a small light ahead.

Sanki onun içinden bir şey ona bakıyordu.

Köpek o karanlığa doğru bir adım attı.

Bu kez beklemedi.

Barış kıpırdayamadı.

Peşinden gitmezse kaybedecekti.

Ama ayakları hâlâ taşın üstüne yapışmış gibiydi.

Köpeğin bedeni kaya gölgesinin içinde yarım kaldı.

Sonunda köpek bir kez daha döndü.

Noah standing in a hidden stone passage in Cappadocia
He waited where the light could not follow.

O gözleri gördüğü anda, Barış’ın göğsüne kelimeye dönüşmeyen bir soru düştü.

Bu köpek, neydi?

Yolculuğa Devam Et
Önceki Bölümü Oku Sonraki Bölümü Oku
Bölüm Listesi Ana Sayfaya Dön
Barış follows Noah through a narrow stone passage in Cappadocia

この記事が気に入ったら
フォローしてね!

  • URLをコピーしました!
  • URLをコピーしました!
Contents